İstanbul Sözleşmesi “Geleceği” Yaşatır

Bir senedir ara sıra gündeme gelen bir konu olsa da İstanbul Sözleşmesi uzun yıllardan beri süregelen bir konu değildi. Geçtiğimiz bir iki yıl içerisinde “kaldırılması” siyasi açıdan birçok kere gündeme geldi. Peki İstanbul Sözleşmesi kaldırılabilir mi? Kaldırılırsa ne gibi sorunlar ortaya çıkabilir?

İstanbul Sözleşmesi kadın ve erkek kavramını toplumsal olarak ele alan ve bu iki cinsiyete uzun yıllardan beri çizilmiş rolleri yeniden ele alan bir sözleşme. İstanbul Sözleşmesi ülkemizde ne yazık ki canice işlenen kadın cinayetlerinin ardından tekrardan konuşulmaya başlasa da uzun vadede erkeği de koruyan bir sözleşme konumunda. Ama bu yazımda sizlerle daha farklı bir konu hakkında konuşmak istiyorum. İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında imzalanan ve 2014 yılında yürürlüğe giren bu aktin imzalanması bir çözüm mü sadece bu sözleşme yeterli mi bunları konuşmak istiyorum.

Yazıyı yazarken aklıma geldi ve biraz buruk da olsa anitsayac.com sitesine girdim. 2014 yılından bu yana, yani sözleşmenin imzalanmasından beri, cinayete kurban giden kadınların sayısını gördüğümde tüylerim diken diken oldu. Dikkatinizi çekerim bu sözleşme 2014 yılından beri yürürlükte. Peki neyi eksik yapıyoruz? Toplumsal bilinç mi yoksa devletin bazı şeylere göz yumması mı?

Eksik yapılan konu şudur, bir sözleşme imzalanıp mecliste onaylanması sonrasında artık kanunlaşır. Kanunlaşması demek kuralların ortaya çıkması demektir. Peki soyut kurallar olan kanunlar insanlara ne şekilde indirgenebilir? Kurum ve kuruluşlarla. Türkiye’de var olan kurum ve kuruluşlar varlık temellerini aldığı ilkeleri uygulama noktasında son on senedir ciddi anlamda büyük bir zayıflama yaşamaktadır. Bu kurumlar; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ya da daha da basitinden mahallenizdeki bir ilkokul olabilir. Toplumda sürekli dillerimize pelesenk ettiğimiz “zihniyet” kelimesi aslında bu noktada devreye girmektedir.

Peki iki farklı görüş olduğundan bahsettik, sözleşmenin kaldırılmasını isteyenler kimler? Toplumda cinsiyet rollerinin belirlendiği ve geçmişten beridir değişmemesi gerektiğini söyleyenler. Toplumun bu konularda muhafazakâr kesimi İstanbul Sözleşmesi’ne daha mesafeli durmakta. Kadın hakları ve insan hakları yönünden daha revizyonist bireyler ise ısrarla savunmaktadır. Bakıldığında aile içinde “kol kırılır yen içinde kalır.” sözünü destekleyenler ve desteklemeyenler olarak da özetleyebiliriz belki de. Bir gerçek var ki toplumumuzda ve dünyada aile içi şiddet tüyler ürpertici düzeylerde ve İstanbul Sözleşmesi birçok noktada bunun önüne geçmek amacıyla da yapılmış bulunmakta.

İstanbul Sözleşmesi akit olarak kadın veya erkeği toplumsal olarak sokulmuş kalıplarından çıkarmak amacıyla hazırlanmış bir sözleşme. İşin aslı şu; değişen dünya yapısı içerisinde revizyonist fikirler her zaman kendine yer bulmak istemekte. Bunun karşısında ise muhafazakâr bakış açıları mevcut. Tarih öncesinden beridir birbiriyle yarışan bu iki bakış açısı burada da karşımızda aslında. Yeni yüzyıllar ve dönemler bize ilerleyen yıllarda yepyeni bakış açıları getirecek, bunlardan biri de toplumsal cinsiyet rollerinin kalıplarını kırması olacak.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ “GELECEĞİ” YAŞATIR.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s